از خیام-Hayyam’dan

27 10 2009

Hammâmîzâde İhsan Bey’in “Ömer Hayyam Rubaileri” adlı eserinde Kemal Batanay’ın ta’lik hatla yazdığı Farsça metinlerden.*

hamamzade ihsan beyin ömer hayyam rubaileri adlı eserinde kemal batanayın talik hatla yazdığı farsça metinlerden a1

 

Olsun iki ekmeğimle bir eski damım,

Bir başka şey istemem dilersem cüdâmım,

Yoksulluğu candan isteyip almış olan,

Varlıkları yoklukda gören bir adamım.

 

 

hamamzade ihsan beyin ömer hayyam rubaileri adlı eserinde kemal batanayın talik hatla yazdığı farsça metinlerden-a2

 

Aklım sana hiç ermedi hayrânım ben,

Yalvarma olur benim işim hep senden,

Ben zâtını  hakkıyla nasıl anlayayım,

Yokdur seni senden özge hakkıyla bilen.

 

 

 

Yahya Kemal’in “Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş” adlı eserinde Kemal Batanay’ın ta’lik hatla yazdığı Farsça metinlerden.*

yahya kemalin hayyam rubailerini türkçe söyleyiş adlı eserinde kemal batanayın talik hatla yazdığı farsça metinlerden-a3

 

Bir dem toy idik tâlib-i üstâd olduk,

Bir dem de biz üstâd olarak şâd olduk,

Fehmeyle sözün sonunda encâmımızı,

Biz âb idik evvel giderek bâd olduk.

 

 

yahya kemalin hayyam rubailerini türkçe söyleyiş adlı eserinde kemal batanayın talik hatla yazdığı farsça metinlerden-a4

 

Ruh anlasa  hakkıyla nedir sırr-ı hayât,

Anlardı eğer varsa hafâyâ-yı memât,

Aklınla bugün bilmediğin mânâyı,

Kabrinde mi idrâk edeceksin heyhât.

 

 

 *Muhittin Serin’in “Kemal Batanay” adlı kitabından alıntıdır.

Reklamlar




سنگ گور-Mezartaşı

5 10 2009

Ertuğrul Çelebi’ye ait Mezartaşı Kitâbesi

پيوند با كسي نكند هر نه كه عاقلست

 
چون عاقبت ز صحبت ياران بر يد نيست


بدعا روح مرا شاد كن آنكه كذرد
بر سر تربت ما چون كذرى فاتحه خوان

Pîvend bâ kesî ne-koned her ne ki âkılest

Çün âkıbet zi-sohbet-i yârân ber yed nîst

Be-duâ rûh-ı merâ şâd kon ânki gozered

Ber ser-i türbet-i mâ çün gozerî Fâtiha hân 

Akıllı olan kimseye bağlanmaz

Dostlarla beraberliğin akıbeti elde olmadığına göre

Ey zâir duayla ruhumuzu sevindir

Türbemizin başından geçerken Fâtiha oku

 

 

Bursa Osmangazi ilçesinde, 1395 yılında Ertuğrul Çelebi adına yaptırılan Ertuğrul Camii’nin bahçesinde bulunan bir şehzâde kabri.

Yıldırım Bayezid’in oğlu Ertuğrul Çelebi’ye ait olan kabir, 2009 yılında tecdid edilmiş ve farsça kitâbesi Hattat Mahmut Şahin tarafından ta’lik hat ile yazılmıştır.

      

Yıldırım Bayezid Han (ra), devletinin geleceği için en fazla ümit beslediği bir veliahd olarak şehzadesi Ertuğrul’u, diğerlerinden daha önde tutuyordu. Onu, Sivas’a vali olarak göndermişti. Burada devlet idaresi ve diplomasiyi öğreniyor, ileride Osmanoğlunun hayrul-halefi olmaya hazırlanıyordu.

Ne var ki Timur da, Anadoluda kasırga gibi esmeye başlamış ve Osmanoğlu ile olan üstünlük ve hakimiyet davası sahralara dökülmüştü. Bu günlerden birinde, Timurun yolu Sivasa da uğrar ve şehirde taş üstünde taş, beden üstünde baş bırakmayacak bir tahribat yapar. O anda vali Ertuğrul’a da kıymış ve Yıldırımın sevgili şehzadesini de, genç ekin misali biçmiştir.

Durumu haber alan Yıldırım Bâyezîd, hem bir kalenin düşmesi hem de birçok yiğitle birlikte evlâdını kaybetmenin acıları içerisinde derin bir mâteme büründü. O sırada Uludağ sırtlarındaydı.  Bir müddet sonra koyunlarını önündeki ovaya salmış, sırtını koyu gölgeli bir çınarın gövdesine dayamış yalnız bir çoban gördüler. Koyunlar uslu uslu otluyor, çoban da kaygısız kaygısız kavalına üflüyordu. Bu rahat manzara padişahın dikkatini çekmişti… Birkaç dakika imrenerek seyretti… Ve sonra dilinden mi, yoksa ruhundan mı koptuğu belli olmayan şu sözlerini mırıldandı:

“Çal çoban çal! Keyif de senin, rahat da… Ne Sivas gibi kalen gitti, ne Ertuğrul gibi oğlun!…”

Tarihimize sahip çıkma konusunda emeği geçenlere, Hocamız Mahmut Şahin’e ve fotoğraflar için Neslihan Duran’a teşekkür ederiz.