Ebu’l Vefâ Türbesi Farsça Kitâbesi

12 02 2011

Yâk beni âteşine Yâ Vedûd / Kül olunca cümle eczâ-yı vücûd                                               Vefa duygusunun mücessem ve müheykel timsali; İbnu’l Vefâ… 

Şeyh Ebu’l Vefa Külliyesi, Fatih Sultan Mehmed tarafından, “Yoksa Vefâ, İstanbul’da sadece bir semt-i meşhûrda mı kaldı?” diye yakınılan,  İstanbul’un bir semtine ismini vermiş olan Şeyh Muhlisiddin Mustafa İbnu’l Vefa adına 15.yy.da yaptırılmıştır.

Bilim Sanat Vakfı’nın hemen önünde olan, ders aralarında vaktimi geçirdiğim, kitabelerini nazar-ı ibretle seyredip, okumaya çalıştığım değerli mekânım.

Hazire, camiyi “U” şeklinde, üç tarafından sarmış bir görüntüdedir. 500’e yakın mezarın olduğu hazirede 3 tane ketebeli (hattat imzası taşıyan) mezar taşı vardır. Erkek taşlarına, hayatta iken giydikleri serpuş veya tarikatlarının işareti sayılan taç ya da sikke işlenmiştir. Başlık kullanılmayan kadın mezar taşları ise, çiçek ve yapraklarla bezenmiş olup, üzerlerinde birçok remiz vardır.

Bu yazıdaki konumuz ise, Cami’nin güneyinde yer alan Şeyh Vefa’nın türbesinin, Farsça olarak celi sülüs hatla yazılmış kitâbesidir.  Kitâbede Ahmet Paşa’nın, Şeyh Vefâ’nın vefâtı için tarih düşürdüğü kıta yazılıdır. Mermer levha üzerine yazılmış kitabede şu ifadeler yer almaktadır:

آن شمع فروز حرم کعبۀ اسرار

بکزاشت از آن پلکه کزر کرد که مه

خواهی که بدانی سفر شیخ وفا را

در یاب ز تاریخ الی رحمت ربه سنه ٨٩٦

Ân şem`-i fürûz-i harem-i Ka`be-i esrâr

Be-güzaşt ez-ân pul ki guzer kerd kih mih

Hâhî ki bedânî sefer-i Şeyh Vefa râ

Der yâb zi târîh-i ilâ rahmet-i Rabbihî

Sene 896

O sırlar Kabesi’nin parlak kandili

Küçük ve büyük (herkesin) geçtiği köprüden geçip gitti

Şeyh Vefa’nın seferini bilmek istersen

İlâ rahmet-i Rabbihî tarihinden anla

Sene 896/1501

 

 Kaynak: Aziz Doğanay, DÎVÂN İlmî Araştırmalar, sy.25,  2006/1





سنگ گور-Mezartaşı

5 10 2009

Ertuğrul Çelebi’ye ait Mezartaşı Kitâbesi

پيوند با كسي نكند هر نه كه عاقلست

 
چون عاقبت ز صحبت ياران بر يد نيست


بدعا روح مرا شاد كن آنكه كذرد
بر سر تربت ما چون كذرى فاتحه خوان

Pîvend bâ kesî ne-koned her ne ki âkılest

Çün âkıbet zi-sohbet-i yârân ber yed nîst

Be-duâ rûh-ı merâ şâd kon ânki gozered

Ber ser-i türbet-i mâ çün gozerî Fâtiha hân 

Akıllı olan kimseye bağlanmaz

Dostlarla beraberliğin akıbeti elde olmadığına göre

Ey zâir duayla ruhumuzu sevindir

Türbemizin başından geçerken Fâtiha oku

 

 

Bursa Osmangazi ilçesinde, 1395 yılında Ertuğrul Çelebi adına yaptırılan Ertuğrul Camii’nin bahçesinde bulunan bir şehzâde kabri.

Yıldırım Bayezid’in oğlu Ertuğrul Çelebi’ye ait olan kabir, 2009 yılında tecdid edilmiş ve farsça kitâbesi Hattat Mahmut Şahin tarafından ta’lik hat ile yazılmıştır.

      

Yıldırım Bayezid Han (ra), devletinin geleceği için en fazla ümit beslediği bir veliahd olarak şehzadesi Ertuğrul’u, diğerlerinden daha önde tutuyordu. Onu, Sivas’a vali olarak göndermişti. Burada devlet idaresi ve diplomasiyi öğreniyor, ileride Osmanoğlunun hayrul-halefi olmaya hazırlanıyordu.

Ne var ki Timur da, Anadoluda kasırga gibi esmeye başlamış ve Osmanoğlu ile olan üstünlük ve hakimiyet davası sahralara dökülmüştü. Bu günlerden birinde, Timurun yolu Sivasa da uğrar ve şehirde taş üstünde taş, beden üstünde baş bırakmayacak bir tahribat yapar. O anda vali Ertuğrul’a da kıymış ve Yıldırımın sevgili şehzadesini de, genç ekin misali biçmiştir.

Durumu haber alan Yıldırım Bâyezîd, hem bir kalenin düşmesi hem de birçok yiğitle birlikte evlâdını kaybetmenin acıları içerisinde derin bir mâteme büründü. O sırada Uludağ sırtlarındaydı.  Bir müddet sonra koyunlarını önündeki ovaya salmış, sırtını koyu gölgeli bir çınarın gövdesine dayamış yalnız bir çoban gördüler. Koyunlar uslu uslu otluyor, çoban da kaygısız kaygısız kavalına üflüyordu. Bu rahat manzara padişahın dikkatini çekmişti… Birkaç dakika imrenerek seyretti… Ve sonra dilinden mi, yoksa ruhundan mı koptuğu belli olmayan şu sözlerini mırıldandı:

“Çal çoban çal! Keyif de senin, rahat da… Ne Sivas gibi kalen gitti, ne Ertuğrul gibi oğlun!…”

Tarihimize sahip çıkma konusunda emeği geçenlere, Hocamız Mahmut Şahin’e ve fotoğraflar için Neslihan Duran’a teşekkür ederiz.