Bab’Aziz-Nacer Khemir

3 04 2011

اَلطُّرُقُ اِلَى اللّهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ الْخَلاَئِقِ

“ Et-turuku ilallahi bi-adedi enfâsi’l halayık”
“Allah’a giden yollar yaratılmışların nefesleri adedincedir”

‘Fırtına diner, İştar dedesinin yüzündeki kumları temizler, sonra tutar dedesinin ellerinden, -onun gören gözüdür- onu buluşacağı yere götürürken yol arkadaşı olur. Aslında tersidir, dedesi tutar İştar’ın ellerinden- onun gören kalp gözüdür- onu buluşacağı yere götüren yol arkadaşı olur. Bu yolda İştar’ın öğreneceği çok şey vardır ve bu yol, uzundur.
Masumiyet ve hikmet el eledir, başlangıç ve son, hayat ve ölüm.
Dervişlerin toplantısına ulaşmak için, herkes kendi yolunu, kendi amacını, kendi armağanını kullanır, çöllerden geçer, farklı rotalar izler, zaman zaman kesişse de yollar, herkes kendi yolundan gitmelidir.’

Tunuslu yönetmen Nacer Khemir’in çektiği 2005 yılı yapımı bir film Bab’ Aziz.
Armand Amar’ın üstlendiği film müzikleri tamamı ile mükemmel. Salar Aghili’nin seslendirdiği  Poem of the Butterflies ve Poem of the Atoms mükerreren dinlettiriyor kendini..

Bir “yol” hikâyesinden, gönle yerleşen ifâdeler:

Canınla süpür cananın eşiğini
Ancak o zaman gerçek âşık olursun

Sen ve ben
İki ayrı biçim
Ama tek bir ruh
Kucaklaşmaktan daha yakın ne olabiliriz ki…

Kim bilir.. Bu dünyada herkesin tamamlaması gereken bir görevi vardır. Bunu unutmadığın sürece diğerleri çok da önemli değildir. Ama bundan başka her şeyi hatırlıyorsan, hiç bir şey bilmiyorsun demektir

Sen konuşunca daha az üşüyorum…

Sanki suyla temaşa halinde görünmektedir ve suda gördüğü, kendi görüntüsü değildir. Çünkü sadece âşık olmayanlar kendi yansımalarını görürler.

Yürümek yeterli, sadece yürümek… Davet edilenler yolu bulacaktır…

Ve…

Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur?

Zikr-i bâlâ şiirler;

ای روز بر آکه ذره ها رقص کنند
آن کس که از او چرخ و هوا رقص کنند

جانها زخوشی بی سروپا رقص کنند
در گوش تو گویم که کجا رقص کنند

هر ذره که در هوا و در هامون است
نیگو نگرش که همچو ما مفتون است

هر ذره اگر خوش است اگر محزون است
سرگشته خورشید خوش بی چون است

Ey gün, uyan, zerreler raks ediyor.
Bütün evren raks ediyor
Mutluluktan perişan olmuş ruhlar raks ediyor.
Kulağına rakslarının onları nereye götürdüğünü söyleyeceğim
Havadaki ve çöldeki bütün zerreler
İyi bilin, onlar sanki deliler
Her bir zerre mutlu ya da mahzûn
Hakkında hiçbir şey söylenmeyen güneşe tutulurlar

جملگی در حکم سه پروانه ایم
در جهان عاشقان افسانه ایم

اولی خود را به شمع نزدیک کرد
گفت حال من یافتم معنای عشق

دومی نزدیک شعله بال زد
گفت حال من سوختم در سوز عشق

سومی خود داخل آتش فکند
آری آری این بود معنای عشق

Hakikatte hepimiz üç pervâneyiz
Âşıkların dünyasında, efsâneyiz

İlki; mumun yanına geldi
Ve “Aşkın manasını buldum” dedi

İkincisi; alevin yanında kanadını çırptı
Ve  “Aşkın ateşinde yandım” dedi

Üçüncüsü; kendini ateşe attı
Evet, evet bu aşkın manasıydı.

Dinlemek için;
Poem of the Atoms;  http://www.youtube.com/watch?v=dZoKIMYYCRo

Poem of the Butterflies;  http://www.youtube.com/watch?v=T_LxEaceyHc&feature=related

Film ile ilgili kaleme alınmış güzel bir yazı; http://adabihaserat.blogspot.com/2011/02/bab-aziz-nacer-khemir.html





Ebu’l Vefâ Türbesi Farsça Kitâbesi

12 02 2011

Yâk beni âteşine Yâ Vedûd / Kül olunca cümle eczâ-yı vücûd                                               Vefa duygusunun mücessem ve müheykel timsali; İbnu’l Vefâ… 

Şeyh Ebu’l Vefa Külliyesi, Fatih Sultan Mehmed tarafından, “Yoksa Vefâ, İstanbul’da sadece bir semt-i meşhûrda mı kaldı?” diye yakınılan,  İstanbul’un bir semtine ismini vermiş olan Şeyh Muhlisiddin Mustafa İbnu’l Vefa adına 15.yy.da yaptırılmıştır.

Bilim Sanat Vakfı’nın hemen önünde olan, ders aralarında vaktimi geçirdiğim, kitabelerini nazar-ı ibretle seyredip, okumaya çalıştığım değerli mekânım.

Hazire, camiyi “U” şeklinde, üç tarafından sarmış bir görüntüdedir. 500’e yakın mezarın olduğu hazirede 3 tane ketebeli (hattat imzası taşıyan) mezar taşı vardır. Erkek taşlarına, hayatta iken giydikleri serpuş veya tarikatlarının işareti sayılan taç ya da sikke işlenmiştir. Başlık kullanılmayan kadın mezar taşları ise, çiçek ve yapraklarla bezenmiş olup, üzerlerinde birçok remiz vardır.

Bu yazıdaki konumuz ise, Cami’nin güneyinde yer alan Şeyh Vefa’nın türbesinin, Farsça olarak celi sülüs hatla yazılmış kitâbesidir.  Kitâbede Ahmet Paşa’nın, Şeyh Vefâ’nın vefâtı için tarih düşürdüğü kıta yazılıdır. Mermer levha üzerine yazılmış kitabede şu ifadeler yer almaktadır:

آن شمع فروز حرم کعبۀ اسرار

بکزاشت از آن پلکه کزر کرد که مه

خواهی که بدانی سفر شیخ وفا را

در یاب ز تاریخ الی رحمت ربه سنه ٨٩٦

Ân şem`-i fürûz-i harem-i Ka`be-i esrâr

Be-güzaşt ez-ân pul ki guzer kerd kih mih

Hâhî ki bedânî sefer-i Şeyh Vefa râ

Der yâb zi târîh-i ilâ rahmet-i Rabbihî

Sene 896

O sırlar Kabesi’nin parlak kandili

Küçük ve büyük (herkesin) geçtiği köprüden geçip gitti

Şeyh Vefa’nın seferini bilmek istersen

İlâ rahmet-i Rabbihî tarihinden anla

Sene 896/1501

 

 Kaynak: Aziz Doğanay, DÎVÂN İlmî Araştırmalar, sy.25,  2006/1





نردبنهای پنهان-Gizli Merdivenler

7 12 2009

Tasavvuf  Klasiklerine Giriş: Kavramsal Bir Okuma

“Tasavvufun işlediği konular ve aktardığı mesajlar, kavramsal açıdan, sûfîlerce kaleme alınmış metinler etrafında odaklanır..Tasavvuf klasiklerini okuyabilmek, konunun muhatabını genel malumat seviyesinden alarak bir düşünce etkileşiminin içine çeker.” BİSAV’da katıldığım, Nedim Tan’ın bu seminerinde, tasavvuf klasiklerinin sunduğu kavramlar, seçilmiş metinler üzerinden anlatıldı. Muhâsibî, Serrâc, Kuşeyrî, Hucvirî, Abdullah Ensârî, Gazalî, İbn Arabî, Mevlânâ ve Yunus Emre gibi temsilcilerin metinleri üzerinden işlenen seminerden bazı notları paylaşmak istedim. Özenle seçilmiş birbirinden değerli metinler arasından, Farsça şiirleri içerenleri seçtim.

                                                           *

“Allah’a giden yollar yaratılmışların nefesleri adedincedir.”

Allah’a varan yolların çeşitliliği ve çokluğu hakkındaki metinlerin ilki Necmettin Kübrâ’nın “Tasavvufi Hayat” eserinden alınmış. Yolların çokluğuyla beraber üç başlıkta toplanabileceği anlatılıyor. Tarîk-i ahyâr, tarîk-i ebrâr ve tarîk-i şüttâr. İlki ibadet ve salih amel sahiplerinin yolu, ikincisi mücahede ve riyâzet sahiplerinin, sonuncusu ise Allah’a ve Allah ile yolculuk edenlerin yoludur, aşk ehlinin yolu…      

Diğer metin ise Mevlana’ya ait;

Nerdübanhâyist pinhân der cihân

Pâye pâye tâ anân-ı âsümân

Her güruh râ nerdübânî diger est

Her reviş râ âsümânî diger est

Her yek-i ez hâl-i diger bî-haber

Mülk bâ pehnâ vü bî-pâyân ü ser 

 

Yeryüzünde gizli merdivenler vardır,

Basamak basamak göğe yükselen merdivenler.

Her topluluğun başka bir merdiveni vardır,

Her yolculuğun eriştiği gök başkadır.

Yolculukların biri diğerinden habersiz.

Bir ülke ki ne başı ne sonu bulunmaktadır. (Mesnevi, V/2556-58)

 

                                                           *

 

Çun be-Hak bîdâr ne-bûd cân-ı mâ,  Hest bîdârî çû derbend ân-ı mâ

Canımız Hakk’a ayık değilse eğer, uyanık olmak vaktimiz için sadece bir engeldir.

 

Yolun başlangıcı ve insanın farkındalığı hakkındaki metin de Mevlana ile başlıyor;

 Her kesi k`û dûr mâned ez asl-ı hîş

Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş

Tû megû mâ râb edân şeh bâr nîst

Bâ kerimân kârhâ düşvâr nist

Kûy-ı nevmîdî me-rev ümîd hâst

Sûy-ı tarîkî me-rev hurşîd hâst

 

Kendi aslından uzak kalmış kimse,

Tekrar kavuşacağı vakti arar durur. (I/4)   

“Bize o hakikat şahı için nasip yoktur” deme,

Kerem sahipleriyle iş tutmak, güç değildir. (I/221)

Ümitsizlik tarafına kapılıp gitme! Ümitler var…

Karanlıkların semtine yönelme! Güneşler var… (I/724)

 

İnsanın farkındalığı, uyanık olmak Ankaralı İsmail Rusûhi, Minhacu’l Fukarasında gaflet uykusundan uyanmak ve cehaletin verdiği dalgınlıktan rahatsız olmaktır diye açıklıyor yakaza/uyanıklık kelimesini. Kalp ve ruhun ayık ve agâh olmasıdır. Hakikate ayılmış bir gönüldür. Hak yolcusuna gereken ilk şey, gaflet uykusundan uyanması ve Hakk’ın rızası üzere doğrulmasıdır.

 

Hafız Şirazî’ye ait şiir, mürşidine, kalbini ilahi feyz ile aydınlatması isteği ile başlıyor;

 

Sâki be nûr-ı bâde ber-efrûz câm-ı mâ    

Mutrıb begû ki kâr-ı cihân şod be-kâm-ı mâ

Mâ der piyâle aks-i rûh-i yâr dîdeim

Ey bî-haber lezzet-i şürb-i müdâm-mâ

Hergiz ne-mîred ân ki dileş zinde şod be-aşk

Sebt est ber cerîde-i âlem devâm-ı mâ

 

Ey Sâki! Şarabın nuruyla aydınlat kadehimizi!

Ey sâzende! Çal! Âlem artık bizim muradımızcadır.

Bizler kadehte sevgilinin çehresinin aksini görmüşüzdür.

Ey bizim daima içtiğimiz şarabın lezzetinden habersiz kişi!

Asla ölmez o kimse ki kalbi aşk ile hayat bulmuştur.

İşte bu yüzden şu âlem defterine bizim ebediliğimiz kayıtlıdır.

 

                                                           *

 

Nefsini beğenmiş bir âlimin ne ilmi olabilir ki?

Nefsini beğenmeyen bir câhilin ne cehâleti olabilir ki?

 

Sufiler nefs kelimesiyle kulun çeşitli noksanlıklarla, yerilmiş ahlaki huylarını, fiillerini kastederler. Her türlü günahın, gaflet ve şehvetin kökü nefsi beğenip ondan razı olmaktır. Nefsin yerilmiş niteliklerden birini güzel görmesi ve kendini övülmeye layık mertebede vehmetmesi, nefse ait hükümler arasında aşılması en zor olanıdır… 

 

Nefs hakkında yine özenle seçilmiş metinler Gazali ve İbn Ataullah’a ait. Sen safları yaran arslana önem verme, onun işi kolay. Arslan o kimsedir ki kendi nefsine galip gelir, mısralarıyla nefsi anlatan Mevlana’nın bu şiiriyle ve tasavvuf kitaplarında olduğu gibi “Bunu anlamak için gayret göster” diyerek nihayet verelim…

  

 





Kendi Kendine Kolay Farsça

6 10 2008

Yazının devamını oku »





بي ادب را ادب كردن ادب است

24 09 2007

Bi-edeb ra edeb kerden edeb est

 

Bu Farsça özdeyişe ilk kez Ekşi Sözlük’te rastlamıştım, “Edepsize edepsizlik yapmak edeptendir” şeklinde çevrilip bir başlık olmuştu. Hem başlangıç seviyesinde Farsça biliyor oluşum ve hem de Fars kültüründe böylesine bir anlamda kullanılacak olmasına ihtimal vermeyişim nedeniyle, dilbilgisi ve anlam bakımından bir çözümleme yapma gereği hissetmiştim. Nasıl olur da bir özdeyiş, ifade ettiği anlamın tam zıddı bir anlamda kullanılıyor olabilirdi!

Önce dilbilgisi açısından ele alalım ve kurallara uygun yazıp adım adım çevirelim:

1. Adım: bî-edeb râ edeb kerden, edeb est.
2. Adım: siz-edep -e edep yapmak, edep-tir.
3. Adım: edepsize edep yapmak edeptendir.

Görüldüğü üzere, “edepsizlik yapmak” diye bir ibare yok vecizede. Edep kerden, “edepli davranmak, edepli olmak” demektir. Fiilin içerisinde olumsuzluk belirten herhangi bir ek yok -ki öyle denmek istenseydi na- olumsuzluk eki yardımıyla nekerden denilirdi. Öte yandan, vecizede bir tek olumsuzluk eki var: bî; ve bu da vecizenin başındaki “edepsiz” için kullanılmıştır. Yanlış çeviride gördüğümüz “edepsize edepsizlik” ibaresindeki iki tane -siz ekini tek bir bî ile karşılamak mümkün değildir.

Güzel Türkçemizle söyleyecek olursak, “Edepsizin karşısında edepli kalmak edeptendir” ya da “Edepsize edeple karşılık vermek edeptendir.”

Bu açıklama, vecizenin dilbilgisine ilişkindi. Şimdi içeriğe dair bazı değinilerde bulunayım: Edepli olmak, İslam’da insana her türlü koşulda emredilen bir davranış biçimidir. Kalem suresinin 4. ayeti, “Ve muhakkak sen pek büyük bir ahlak üzeresin” der. İslam peygamberi de “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” ve “Beni Rabb’im terbiye etti ve terbiyemi de en güzel yaptı” sözlerini söylemiştir. Mevlana da şu güzel beyitleriyle edeb’in anlamını ve önemini yeterince göstermiştir:

âdem-i zâde eger bî-edeb est, âdem nist
fark der cism-i benî âdem ü hayvan edeb est
çeşm be küşâ-yı bi-bîn cümle kelâmullâh râ
âyet âyet hemegî ma’nî-i kur’ân edeb est

Türkçesiyle: “âdem oğlu eğer ki edepsizdir, âdem değildir; âdem ve hayvan cinslerinin cismindeki fark edeptir; gözünü aç bak cümle kelamullaha; ayet ayet bütün manası kur’an’ın edeptir.”

Edepli kalmanın, edepli olmanın bir erdem olduğunu destekleyen birçok beyit, vecize, hadis, söz vardır. İşte bunlardan bazıları:

edep bir tac imiş nur-i hüda’dan
giy ol tacı emin ol her belâdan

Yukarıdaki beyti Türkçeye çevirmeye gerek duymadım.

eddibu’n-nefse eyyühe’l-ahbabu
turuku’d-dini kulluha adabu

Bu Arapça beyit de Türkçede şu anlama geliyor: “nefsinizi edepli kılın ey dostlar, dinin tüm yolları edeptir.”

Yine bir Arapça özlü söz:

el-fazlu bi’l-edeb, lâ bil asli ve’n-neseb

Yani “erdem edeptedir, soy sopta değil.”

Arapça sözlere devam edelim:

men lem yüeddibhü’l-ebevan
yüeddibhü’l-melevan

Türkçe anlamı: “Ailesinde edeplenmeyenleri zaman ve koşullar edeplendirir.”

Şimdi de Nabi’den bir beyit aktaralım:

hadd-i zâtında kim olmazsa edib
feleğin sillesi eyler te’dib

Görülen o ki, söylemekten çekinmemek gerek: Edepli olmak, edepli kalmak, her durum ve koşulda bir erdemdir. Edepsizliğe edepsizlikle karşılık vermek, erdemli bir insanın yapması istenmeyen bir davranış biçimi olarak reddedilmiştir. Felsefede bu görüşe karşılık gelen görüşler ve anlayışlar var mıdır, bilmiyorum ama en azından İslam’da edebin, kaynağı Kur’an-ı Kerim’de bulunan bir zorunluluk, zorunlu bir davranış biçimi, hal olduğu gerçeği hadisler ve beyitlerle de desteklenmiştir. Dahası, “adabımuaşeret”i de “edebiyat”ı da bu bağlamda anlamak gerekir aslında.(*)

(*) kalemzede