نعتها-Na’tlar

14 04 2011

Hz. Peygamber’e duyulan sevgi, bağlılık ve hürmet hislerinin göstergesi olan, gerek Türk Edebiyatı’nda, gerek Arap ve Fars Edebiyatı’nda binlerce örneğiyle en çok kaleme alınmış olan tür na’ttır. Arapça bir kelime olan na’t; bir kimsede bulunan özellikleri methederek anlatmak anlamını taşır. Edebî bir terim olarak da; Hz. Muhammed (s.a.s)’in methini konu edinen, O’nu övme amacıyla yazılan manzum ve mensur eserlere verilen bir isim, bir türün adıdır.

Farsça kaleme alınmış, Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait iki naatı paylaşıyoruz…

Yâ Habiballah, Halik’in Rasul-i zîşânı sensin

Hz. Zü’l-celâlin seçilmiş, pâk ve misilsiz kulu sensin
Hz. Hak Tealâ’nın nazlı nebisi, kâinâtın evveli ve bedr-i
müniri

Enbiyânın gözünün nuru, bizim gözümüz ve çerağımız sensin

Cebrail üzengide, bir gecede miraç vâki olmuştu

Yeşil gök kubbesinin üzerine şeref ayağını koyan sensin

Yâ Rasulallah, sen bilirsin ki ümmetlerin âcizdir, günahkârdır

Başsız ayaksız âcizlerin önderi, kurtarıcısı sensin

Mevlana, Peygamber-i zîşânın nâ’tını, vasfını yüce tutar

Mustafa ve müctebâ O efendiler efendisi sensin.

Ey hazreti Allah’ın Rasulü ey Habib-i Kibriya

Ey alemin gözünün nuru, ey nebilerin imamı

Her iki cihanda çihar yar-ı güzinin lütuf ve seha menbaı

Ebubekir Ömer Osman Ali dostun ve yârânındır

Yâ Resulallah senin cemal bağında naat söyleyen bülbülüm

Zât-ı şâh-ı risaletinizin hükm-i fermanını itaatle
beklemekteyim.

Merhamet kıl, Molla-yı Rum’un yüzü, gece gündüz ayağının tozudur

Ey Ahmed, Mahmud, Ebu’l Kasım Muhammed, Mustafa

Na’tlar ile ilgili  bilgiye aşağıdaki siteden ulaşılabilir;

http://www.sonpeygamber.info/turk-edebiyatinda-naatlar





ای ساربان-Ey Sârebân

18 04 2010

ای ساربان

 

در بستن پیمان ما ، تنها گواه ما شد خدا
تا این جهان ، بر پا بود ،این عشق ما بماند به جا
ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟
ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

 

تمامی دینم به دنیای فانی، شراره عشقی که شد زندگانی
به یاد یاری خوشا قطره اشکی ، به سوز عشقی خوشا زندگانی
همیشه خدایا محبت دلها به دلها بماند ،بسان دل ما
که لیلی و مجنون فسانه شود حکایت ما جاودانه شود

 

تو اکنون ز عشقم گریزانی غمم را ز چشمم نمی خوانی
از این غم چه حالم نمی دانی
پس از تو نمونم برای خدا تو مرگ دلم را ببین و برو
چو طوفان سختی ز شاخه ی غم گل هستی ام را بچین و برو
که هستم من آن تک درختی که در پای طوفان نشسته
همه شاخه های وجودش ز خشم طبیعت شکسته

 

ای ساربان ای کاروان لیلای من کجا می بری ؟
با بردن ، لیلای من ، جان و دل مرا می بری. ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟
ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری

 

Ey Sârebân(Ey Kervancı)

Ey kervancı, ey kervan!
Leyla’mı nereye götürüyorsun,
Leyla, canım ve yüreğim olduğu halde?
Ey kervancı,
Leyla’mı niçin götürüyorsun,
Birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere tanrı şahitken?
Ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?

Ey kervancı,
Leyla’mı nereye götürüyorsun,
Ey kervancı,
Leyla’mı niçin götürüyorsun?

İnancımın tamamı geçici dünyaya dair,
Aşkın kıvılcımları yaşamın kendisi olmuş!
Oysa yarin hatırası aşkın bir damlasından bile güzeldir.
Aşık olmanın ateşi yaşamdan daha özgedir!

Tanrım kalplerdeki sevgiyi daima o kalplerde bırak,
Benim kalbimde bıraktığın gibi
Ve
Leyla ile mecnun efsane oldular,
Oysa bizim hikayemiz sonsuzluğa erişti!

Sen şimdi aşkımın tek göstergesisin,
Hüznümün, güzümden okunmayan hali.
Bu hüznün elinden hangi hallerdeyim bilmiyorsun,
Senden sonra var olmadım ben tanrı biliyor,
Kalbimin yapraklarını gör ve git!
Tufan gibi inşa et hüznün dallarını,
Gül idik, gülleri derip git.
Ki ben gül ağacıydım,
Tufanın ayakları dibinde oturan…
Vücudunun bütün dallarını,
Tabiatın hışmıyla kır!

ey sârebân, ey kârevân, leylâ-yi men kocâ mî berî
bâ borden-i, leylâ-yi men, cân u dil-i merâ mî berî
ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî

der besten-i peymân-e mâ tenhâ govâh-e mâ şod hodâ
tâ în cehân ber pâ boved in aşk mâ bemâned be câ

ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî
ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân koca mî berî

temâmî-ye dînem be donyâ-ye fânî
şerâr-i aşkî ki şod zendegânî
be yâd-i yârî hoşâ katre eşkî
be sûz-e eşkî hoşâ zindegânî
hemîşe hodâ yâ mehebbet-i dilha
be dilhâ bemâned besân-e dil-i mâ
ki leylî u mecnûn fesâne şeved
hikâyet-i mâ câvidâne şeved

to eknûn ze aşkem girîzânî
gamem râ ze çeşmem nemî hânî
der in gam çe hâlem nemî dânî
pes ez tô nebûdem berâye hodâ
to merg-e dilem râ bebîn u berû
çû tûfan sehtî ze şâhe-i gam
gol-e hestîem râ be-çîn o berû
ki hestem men ân direhtî
ki der pây-e tûfân nişesti
heme şâhehâ vucûdeş
ze heşm-e tebiet şikeste





غزل ادب-Edep Gazeli

9 03 2010

 

Mevlana Celâleddin Rûmî 

Tam boyutta görebilmek için resmin üzrine tıklayabilirsiniz.

Düzenleyip gönderen Selim Lale’ye teşekkürler.





می​کنی مکن- Etme

15 08 2009

بشنیده​ام که عزم سفر می​کنی مکن

مهر حریف و یار دگر می​کنی مکن

 

تو در جهان غریبی غربت چه می​کنی

قصد کدام خسته جگر می​کنی مکن

 

از ما مدزد خویش به بیگانگان مرو

دزدیده سوی غیر نظر می​کنی مکن

 

ای مه که چرخ زیر و زبر از برای توست

ما را خراب و زیر و زبر می​کنی مکن

 

چه وعده می​دهی و چه سوگند می​خوری

سوگند و عشوه را تو سپر می​کنی مکن

 

کو عهد و کو وثیقه که با بنده کرده​ای

از عهد و قول خویش عبر می​کنی مکن

 

ای برتر از وجود و عدم بارگاه تو

از خطه وجود گذر می​کنی مکن

 

ای دوزخ و بهشت غلامان امر تو

بر ما بهشت را چو سقر می​کنی مکن

 

اندر شکرستان تو از زهر ایمنیم

آن زهر را حریف شکر می​کنی مکن

 

جانم چو کوره​ای است پرآتش بست نکرد

روی من از فراق چو زر می​کنی مکن

 

چون روی درکشی تو شود مه سیه ز غم

قصد خسوف قرص قمر می​کنی مکن

 

ما خشک لب شویم چو تو خشک آوری

چشم مرا به اشک چه تر می​کنی مکن

 

چون طاقت عقیله عشاق نیستت

پس عقل را چه خیره نگر می​کنی مکن

 

حلوا نمی​دهی تو به رنجور ز احتما

رنجور خویش را تو بتر می​کنی مکن

 

چشم حرام خواره من دزد حسن توست

ای جان سزای دزد بصر می​کنی مکن

 

سر درکش ای رفیق که هنگام گفت نیست

در بی​سری عشق چه سر می​کنی مکن

 

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme





Farid Farjad

2 05 2009

Farid Farjad – Golha

Farid Frajad – Sang E Khaara

Farid Farjad – Goleh Pamchal

Farid Farjad – Anroozha

Farid Farjad – Isfahan

Farid Farjad – Persian

Farid Farjad – Dele Divaneh