شهر صیام- Şehr-i Sıyâm

19 06 2015

آمد شھر صیام سنجق سلطان رسید

 دست بدار از طعام مایده جان رسید

Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti

Artık maddî yiyeceklerden elini çek, çünkü göklerden manevî rızık ve can sofrası geldi





Farsça-Arapça Yaz Kursu

13 06 2015

11415475_10205052342802006_8771089909901787871_o





داد ده-İnsâf Et

25 08 2014

می برد شادیت را تو شاد ازو /  می‌پذیری ظلم را چون داد ازو

Senin sürûrunu götürür sen ondan mesrûrsun / Ondan gelen zulmü, insâf gibi kabul edersin

یا جواب من بگو یا داد ده / یا مرا ز اسباب شادی یاد ده

Ya bana cevap ver, ya insâf et / Ya esbâb-ı şâdîden hâtıra ver

Ey gönül, ya itirazını beyânen cevap ver, ya kusurunu itirâf edip insafa gel ve itidâl dâiresine gir. Yâhud beni mesrûr edecek sebeplerden öğret..

* Mesnevi Şerhi, Ahmed Avni Konuk / RTE Üniversitesi Kütüphânesi,

Günün kârı bir kaç beyit…

25.08.2014

 





از یوسف و زلیخای جامی

26 06 2014

بلی داند دلی کآگاه باشد

که از دل ها به دل ها راه باشد

Belî dâned k’âgâh bâşed

Ki ez dilhâ be dilhâ râh bâşed

Âgâh olan bir gönül, kalpten kalbe yol olduğunu bilir.

Molla Câmi, Yûsuf ve Züleyhâ / Heft Evreng

Mesnevî’nin tamamı için:

http://ganjoor.net/jami/7ourang/7-5-yusof-zoleykha/sh27/





بیداری حقیقی-Hakîkî Uyanıklık

13 07 2013

چون به حق بيدار نبود جان ما

 هست بيداری چو در بندان ما

Çūn be-Ħaķ bīdār ne-būd cān-ı mā,  Hest bīdārī çū der bendān-ı mā

Cânımız Hakk’a ayık değilse eğer, uyanık olmak bizim için sadece bir engeldir.

Rûhumuz, Allah ile uyanık olmayınca, o zâhirî uyanıklık, bizim için bend ve maniadır. Hakîkî uyanıklık, rûhun hak ve hakîkatten âgâh olmasıdır. O ilahî âgâhlık olmayınca, insanın uyanık durmasıyla gözünün bakması, uykuda rüya görmesine benzer.





سر پنهان-Gizli Sır

14 06 2013

487737_10151006414538769_299652347_n





عشق-Aşk

26 06 2012

ای آنک شنیدی سخن عشق ببین عشق

کو حالت بشنیده و کو حالت دیده

Hat: Emre Özdemir 





به ظاهر فریب خوردن- Zâhire Aldanmak

21 10 2011





رحمت-Rahmet

9 05 2011

هركجا آب روان سبزه شود

هركجا اشك روان رحمت بود

Nerede akarsu bulunursa orada yeşillik olur

Nerede gözyaşı bulunursa orada rahmet olur

Merhûm Tahir Olgun’un “Mesnevi Dersleri” kitabını karıştırırken, hem manası hem de ilk öğrenip ezberlediğim farsça beyit olması hasebiyle benim için hususi yeri olan bu beyite rastladım. Şârih’in açıklamasıyla; En şiddetli sıcaklarda, yeryüzü kup kuru kesilmişken bile dere kenarlarının yeşilliği, derede akan suyun eser-i feyzidir.Bunun gibi, bir gözün de yaşlar dökmesi, merhamet-i İlahiyye füyûzunu meydana getiriyor, kurumuş bir kalbi şâdâb-ı hayat ediyor.

آخر هر گریه آخر خنده است

مرد آخرین مبارک بنده است

Nihayet her ağlamanın sonu gülmedir

Akıbeti gören mübarek bir kuldur

Dünya tebeddül ve inkılâb âlemidir. Gök gürler, yağmur yağar. Fakat birden bire bulutlar sıyrılır, güneş meydana çıkar. Âfâki olan şu hallerin vukua geldiği nasıl görülüyorsa, enfüste olması da muhal değildir. İnsanın kederi olur, yüreği daralır, gözünden yaşlar dökülür.  Lakin Allah’ın lütfuyla tecelli değişir, celâl-i İlahi, cemâle tebeddül eder. Evvel ağlayan, tecelli tesiriyle gülmeye başlar.

باش چون دولاب نالان چشم تر

تا ز صحن جانت بر رویت حضر

İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki

Ruhunun sahasında yeşillikler bitsin

Gözden nedâmet, yahut hasretle dökülecek yaşlar kalbin pasını siler, gönül ayinesini tecelliye ma’kes olabilecek bir hale getirir. O sebeptendir ki peygamberimizden öğrendiğimiz duamızdır; “Ya Rabbi! Ağlamayan gözden, haşyetle müteessir olmayan kalpten sana sığınırız”

Ağlayabilmek saadetini elde etmek için, ağlayanlara merhamet etmemiz gerektiğini şöyle dile getiriyor Rûmî;

 اشک خواهی رحم کن بر اشکبار

Etmeyin Reis Bey! Siz ağlayamazsınız. Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz. Rahmet kaldırılmış kalbinizden. Buz çölünde yol alıyorsunuz. Reis Bey, mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim…

Anne katilliğiyle suçlanan mahkumun durumu için  “ağlanacak hal” dediğinde Reis Bey’i sarsan ve vicdan muhasebesi yapmasına vesile olan cümleleri söylüyor idam mahkumu.  “gözyaşı ve merhamet” ifadesini Reis Bey’in ve bizlerin hafızasına kazıyor…

Necip Fazıl’ın “Reis Bey” isimli eserinin, Mesut Uçakan imzalı sinemaya uyarlanmış halini buradan izleyebilirsiniz.





نعتها-Na’tlar

14 04 2011

Hz. Peygamber’e duyulan sevgi, bağlılık ve hürmet hislerinin göstergesi olan, gerek Türk Edebiyatı’nda, gerek Arap ve Fars Edebiyatı’nda binlerce örneğiyle en çok kaleme alınmış olan tür na’ttır. Arapça bir kelime olan na’t; bir kimsede bulunan özellikleri methederek anlatmak anlamını taşır. Edebî bir terim olarak da; Hz. Muhammed (s.a.s)’in methini konu edinen, O’nu övme amacıyla yazılan manzum ve mensur eserlere verilen bir isim, bir türün adıdır.

Farsça kaleme alınmış, Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait iki naatı paylaşıyoruz…

Yâ Habiballah, Halik’in Rasul-i zîşânı sensin

Hz. Zü’l-celâlin seçilmiş, pâk ve misilsiz kulu sensin
Hz. Hak Tealâ’nın nazlı nebisi, kâinâtın evveli ve bedr-i
müniri

Enbiyânın gözünün nuru, bizim gözümüz ve çerağımız sensin

Cebrail üzengide, bir gecede miraç vâki olmuştu

Yeşil gök kubbesinin üzerine şeref ayağını koyan sensin

Yâ Rasulallah, sen bilirsin ki ümmetlerin âcizdir, günahkârdır

Başsız ayaksız âcizlerin önderi, kurtarıcısı sensin

Mevlana, Peygamber-i zîşânın nâ’tını, vasfını yüce tutar

Mustafa ve müctebâ O efendiler efendisi sensin.

Ey hazreti Allah’ın Rasulü ey Habib-i Kibriya

Ey alemin gözünün nuru, ey nebilerin imamı

Her iki cihanda çihar yar-ı güzinin lütuf ve seha menbaı

Ebubekir Ömer Osman Ali dostun ve yârânındır

Yâ Resulallah senin cemal bağında naat söyleyen bülbülüm

Zât-ı şâh-ı risaletinizin hükm-i fermanını itaatle
beklemekteyim.

Merhamet kıl, Molla-yı Rum’un yüzü, gece gündüz ayağının tozudur

Ey Ahmed, Mahmud, Ebu’l Kasım Muhammed, Mustafa

Na’tlar ile ilgili  bilgiye aşağıdaki siteden ulaşılabilir;

http://www.sonpeygamber.info/turk-edebiyatinda-naatlar